AIHS ve AIHM

Sorularınızı her konu başlığı altında bulacağınız form aracılığı ile ya da izmir@rightsagenda.org adresine göndereceğiniz bir e-posta ile bize iletebilirsiniz.


 

13 yaşındaki Anne Frank1, Auschwitz Toplama Kampına gitmeden önce, 1944’de hatıra defterini son kez açmıştı. Anne Frank’in tifodan ölümünün ardından babası Otto Frank tarafından bulunan hatıra defterinde yazan “Biz insanlar bir yandan savaş silahları yapıyoruz, toplar, tanklar, ölüm kusan savaş uçakları, diğer yandan da okullar, hastaneler yapıyoruz. Ama o silahlar geliyor o okulları, o hastaneleri bombalıyor. Bari birini hiç yapmasak” dan ibaret cümleleri anmadan geçmek belki de bugün tartıştığımız, anlattığımız, konuştuğumuz insan haklarına ilişkin kavramları tam olarak ifade etmeyi engelleyebilecektir. II. Dünya Savaşı’nın tüm dünya üzerindeki etkisinin temel sonuçlarını anlayabilmek için öncelik tarihsel öyküyü iyi anlamayı gerektirebilir. Çünkü Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Mahkemesi II. Dünya Savaşı’nın sonucu olarak ortaya çıktı. İnsan hakları kavramının düşünsel değerleri, II. Dünya Savaşı sonrasında devletlerin hazırladığı ve kabul ettiği sözleşmelerin içinde somut olarak yerlerini buldular. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi içeriğinde bulunan birçok kavramın çıkış noktalarını ve önemlerini anlayabilmenin en güzel yolu II. Dünya Savaşı’nın tahlili olabilir.

Immanuel Kant’ın 1700’lerde yaşadığı göz önünde tutulursa, “Akıl, savaşı kınadığına ve barışı mutlak bir amaç yaptığına göre ve barış milletler arasında bir sözleşme olmadan uygulamayacağına ve garanti edilemeyeceğine göre, Barış Anlaşması yerine Barış Birliği oluşturulmalıdır. Barış anlaşması sadece bir savaşı ortadan kaldırılabilir. Oysa Barış Birliği tüm savaşları ortadan kaldırır.” tespiti oldukça öngörülü bir belirleme olarak karşımıza çıkar. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi gibi uluslararası birliklerin ortaya koymuş olduğu genel esaslar sanki Kant’ın bu belirlemesinden esinlenmiş gibidir.

Bugün, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, temel insani değerlere ve insan haklarına ilişkin hukuksal denetimin uygulanabildiği bir sistem ortaya koymuştur. Böylece, Sözleşme kapsamında tanımlanmış olan ancak genel ve soyut belirliliğe sahip haklar, günlük hayatın içinde somut anlamlarına kavuşmuşlardır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de bu denetimi yapan kurum olarak öne çıkmıştır. AİHM, 150’den fazla sayıdaki devletin vatandaşlarından almış olduğu başvurularla, 2007 yılı sonuna kadar almış olduğu toplam 41.700 sayıdaki başvuru ile dünya üzerindeki en yoğun ve en etkili uluslararası mahkeme konumundadır.2


Bu bölüm Av. Mehmet Nur Terzi ve Av. Utku Kılınç tarafından hazırlanmıştır.



1 Ayrıntılı bilgi; www.annefrank.org adresinde bulunabilir.

2 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi istatistikleri için; bkz: http://www.echr.coe.int/ECHR/EN/Header/Reports+and+Statistics/Reports/Annual+Reports/


Bu yazı İnsan Hakları Gündemi Derneği (http://sorular.rightsagenda.org) web sitesinden yazdırılmıştır.